49 yorum


  1. // Cevapla

    Merhaba,
    Çok güzel bir yazı olmuş, elinize sağlık. Dönüşüm’ü ortaokulda ingilizce derslerimizden birinde okutmuşlardı. The Metamorphosis. O ergen, umarsız ve dangalak halimizle kitaptaki olaylara çok eğlendiğimizi hatırlıyorum. Geçen sene sanırım sizin de okuduğunuz Can Yayınları’ndan çıkan versiyonunu alıp okudum tekrar. Eskiden beri,bana bazı kitapları dönem dönem okumak gerekiyor gibi geliyor. Geçen sene Dönüşüm’ü okuduğumda tabi ki gülmedim. Beni en çok düşündüren – belki biraz da Samsa ile empati kurarak – çevreme ve aileme hayata karşı dik durmaya çalışarak verdiğim desteği veremez hale gelirsem ne olur düşüncesi sardı. Uzun uzun düşündüm. Birgün çevrem için yararsız hale gelirsem ne olur? Daha çok okuyup, daha çok düşünmek gerek, sevgiler


  2. // Cevapla

    Merhaba,

    Öncelikle yorum yazdığınız için çok teşekkürler.

    Haklısınız, sevdiklerimize destek olamaz hale gelmek beni de korkutan bir durum. Kendimi Samsa’nın yerine koyduğumda ben de benzer hisler içine giriyorum, “bana en çok ihtiyaç olunan anda ben bir şey yapamazsam” diye. Ama sonra Samsa’nın içinde bulunduğu o bunaltı ve kuşatılmıştılığı düşünüyorum, kendisi yok! Kendi varlığı için istediği, arzu ettiği hiç bir şey yok gibi geliyor. Ailesinin ondan adım adım ve tiksinerek uzaklaşması çok elim. Acaba insan sadece “o insan” olduğu için nereye kadar sevilebilir diye soruyorum kendime, cevabım belirsiz.
    sevgilerimle.

  3. melek
    // Cevapla

    Bu kitabı okuma şansım olmadı.. merak ettiğim bir sey var bu kitabın konusu bir kurgumu cevap verirseniz sevinirim

    1. Merve Apaydin
      // Cevapla

      Merhaba,

      “Kurgu mu” darken tam olarak neyi sorduğunuzu anlayamadım ancak; Dönüşüm, Kafka’nın kendi hayatından sembolik ögeler taşıyan bir kurgu metindir.


  4. Şule
    // Cevapla

    Cok ama cok guzel bir yazi olmus elinize saglik. Sonuna kadar katiliyorum bocekten bile daha az degerimiz varken aldigimiz hic bir nefes rahatlatmiyordu.

  5. Çağdaşk
    // Cevapla

    Herşey saçmalığın, saçmalığı, ben yaşamı seçmemeyi seçiyorum, ölmek mi bu mümkün değil, 26 yaşımdayım, yaşamak istediğim herşeyi yaşadım, bir amacım, bir hayalim bir umudum yok. Peki neden hala yaşıyorum ki;
    Albert camus abimiz demiş;
    Hayat yaşama zahmetine değer mi?
    Bence değmez,
    Aklı dengem yerimde,
    Akıllıca hayatıma son vermek istiyorum,
    Ölemiyorum,
    Benim ölümüm benim mutluluğum,
    Bütün bu saçmalıklara,
    Bu iğrenç dünyanın,
    Insan postu giymiş yaratıklarından,
    Yada bu robotlaşmış,
    Canlı türlerinden kurtulup,
    Toprak olup,
    Belki bir ağacın köklerinde,
    Yada bir böceğin midesinde olmayı
    Tercih ederdim.
    Ama
    Yaşadığımız bu hayat bizim seçimimiz değil,
    Keşke milyonlarca spermin içinde birinci olmasaydım,
    Ben dahil her şey bu dünyanın değişime uğramış saçma sapan yan ürünleriz,
    Televizyonun kumandası
    Yada bilgisayarın
    FaresiyiZ
    Hepimiz aynı pisliğin
    lacivertiyiz.
    Bataklıktaki sinekler gibiyiz

    1. Merve Apaydin
      // Cevapla

      Ne denli karamsar olarak olursak olalım, yaşam devam ediyor. Belki de bu devam ediş içinde insan olarak en büyük sorumluluğumuz, farkındalığımızla başa çıkmaya çalışmaktır.

  6. Melike
    // Cevapla

    13 yaşımdayım ama pek bir şey anlamadım kitaptan. Kitabın sonuna kadar merakla okudum acaba nasıl kurtulacak, kurtulmak için ne yapacak diye. Ama sonunda ölmesini anlamlandıramadım 🙁

    1. Merve Apaydin
      // Cevapla

      Kafka karamsar bir yazardı ve bu öyküyü “mutlu sonla” bitirmek ona uygun değildi. Öte yandan tekrar okursanız fark edeceksiniz ki, öykünün tutarlılığı için olması geren bir şeydi ölüm bence.

  7. Themnlght
    // Cevapla

    Bu kitap uzun süredir okumak istiyordum… Ve okudum. Gerçekten etkileyici bir kitap. İnsanlara çok daha iyi baktırabilecek bir kitap.

    Ne güzel anlatmış içinde bulunduğu durumu, zamanı Kafka. Ve ne güzel ileri nesilleri düşünerek yazmış.

    Şöyle bir not ekleyeyim. Ben bu kitabı Aylak Adam`a benzettim. Daha doğrusu Aylak Adam`ı bu kitaba benzettim. Her iki kitapta da toplumun ve onu yöneten, onu manipüle eden iğrenç yönetime karşı bir isyan var gibi. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

    Giderken Mehmet Akif`in İnsan şiirine başlamadan önce yazdığı, Hz. Ali`nin o meşhur sözünü bırakayım buralara.

    “Sen. küçük bir cisim olduğunu sanırsın ama, asıl alem senin içinde gizlidir.”

    1. Merve Apaydin
      // Cevapla

      Yorumunuz için teşekkür ederim. Aylak Adam ve Dönüşüm, bana göre, çok farklı kulvarların ve birbirinden çok farklı iki sanatçının eserleri. Ancak edebiyat ve edebiyat okurunun metinden aldıkları da benzer şekilde farklı olabiliyor. Ancak, Aylak Adam maddi kaygıları olmayan ve bu nedenle sistemin dışında durmayı daha kolay başarabilen, düşünmeye ve hayatın diğer alanlarını keşfetmeye daha çok vakti olan bir karakter olmasına rağmen Gregor Samsa tam tersidir. O sistem içinde ayakta kalabilmek için para kazanmak zorundadır ve sistemin dışına çıktığında çevresindeki herkes tarafından terk edilir. Bana göre, isyandan ziyade, iki eserde de sisteme ciddi bir eleştiri mevcut.


  8. // Cevapla

    Ya kitabi okuyacaktim. Yorumlarda spoiler gördüm. Okumaktan vazgectim.Suraya bi spoiler butonu koyun. Vallahi hemen satin alip okuyacaktim. Bütün hevesim kacti.

    1. Merve Apaydin
      // Cevapla

      Bilinen ve daha ilk cümlesinden nasıl bir dünyaya okuyucuyu davet ettiği belli bir kitap olduğu için “spoiler” uyarısı vermeyi düşünmemiştim.
      Yorumunuz için teşekkür ederim, daha sonraki yazılarımda yorumunuzu dikkate alacağım.

  9. lawyer
    // Cevapla

    Güzel bir sosyolojik fotoğraf çekimi olmuş , kaleminize sağlık.

  10. Kenan
    // Cevapla

    Kitabı az önce bitirdim
    Ne anlatmak istiyor diye (ben mi yanlış anladım acaba düşüncesiyle) arama yaptım ve bu başlığı buldum
    Benim için zaman kaybı oldu
    Çünkü o kadar Gregor Samsa’ymışım ki…
    Kafka yıllar öncesinden beni kaleme almış gibi sanki…
    Tek fark:
    Ben iyileşeceğim.
    Buraya yazıyorum;
    Çok değil iki yıl sonra kurtulacağım bu böceklikten…
    Hayallerimin peşinden gitmeden Yaşar ve ölürsem hiç yaşamadım sayarım, HİÇ…
    Esaret bitecek
    Bütün böceklere ölüm!(gelecek)

    1. sule
      // Cevapla

      böcek olmanın kötü bir sey oldugunu düsünmüyorum yalnızca itaatsizlik. bu da size kötü geliyorsa bir şey diyemem tabi.


  11. // Cevapla

    Yazıda anladığım kadarıyla hiyerarşi sisteme karşı bir serzenişte bulunmuş kafka istemiş olduğu şey hiç bir sistemin yada şeyin nesnenin obşenin yada diretmenin esaretinde kalmamak onun tabiriyle özgür ruhlu ve bedenli olmak ya sistemin yararlı parçası yada olmamak olmayı reddetmesi ama yaşadığım dünyam benim dünyamın inancı gereği bu hengamede diri olarak ölmektir sistemi beşeri Yi sistemi Rabbaniyeye alet olarak kullanmaktır yani sistemi beşeri amaç değil araç edinmektir itaati alemi mutlaka hasretmektir kafkanın istemiş olduğu şey kendiliğinden oluşmuş bir alem içinde bila etki kendi başına kalma kalmaktır oysaki biz buraya gönderildiğimizde bir kontrat imzalayarak geldik yani biz doğduğumuzda sözleşmeye sistemine mutabakat sağlamak üzere geldik vesselam acizane düşüncem….


    1. // Cevapla

      Yazdıklarınızdan anladığım kadarıyla şöyle diyebilirim ki; Kafka, Dönüşüm’de anlattığı kapitalist düzen içindeki insanın yaşadığı varoluşsal sıkıntılar. Yani “şu dünyaya neden geldik?” yaklaşımı değil tam olarak.
      Ama elbetteki herkesin kitaptan anladığı farklı olacakır çünkü hepimizin yaşadıkları, deneyimleri, eğitimi, tercihleri vs. birbirinden çok farklı. Bu anlamda sizden ricam kitabı okumadıysanız bir kez daha bu gözle okumanız.
      Böceklerin yaşam için gerekli ve değerli olduğu konusunda hemfikiriz 🙂


      1. // Cevapla

        Kafka inançlı birimi aceb inançlı ise dediğiniz gibi serzenişi kapitalist düzene değilse bu çok geneldir mütlak bir özgürlüktür istemiş olduğu şey ona göre iyi olan şeyi kötü olan şeyi kendi belirlemesidir şu nizam ve intizam içinde ki alemde düstürsuz olmaktır yani sadece kendi doğrusu vardır fikrine muhalif olmamasıdır saygılar

  12. vahde
    // Cevapla

    Etrafimdaki Gregor Samsa lari gördukce uzuluyor ve farkindalik olusturmaya calistikca aile saadetini bozmakla suclaniyorum. Ve bir dönem gercekten öyle miyim diye supheye dustugumde olmustur. O zaman tekrar dönup okudum ,gercekten hala orada duruyordu ve anlatmak hala imkansizdi… O anlar böcek oldum, degersizlestim,kuculdum,cirpindikca yoruldum,ve vazgectim.Böcekle böcek olunurmus meger!

    1. Merve Apaydin
      // Cevapla

      Katkınız için çok teşekkür ederim.

  13. Serkan Seçti
    // Cevapla

    Kitap incelemelerinde Samsa’nın ruh haline ve ailenin verdiği tepkiye vurgu yapılmış. Beni vuran kısmı ise Samsa öldükten sonra veli nimet görülen kiracıların babası tarafından kovulması ve en derin acılarla ona veda etmeleri. Samsanin yerinde olsam bana da böyle bir Merasim olur muydu. Samsa ailesine ailesine sadece vicdan azabı birakabilecek kadar naif bir insandı. Edilen birisinin ardından bu duygu yükselmesi üzüntü mu yoksa vicdan azabı mi? Tek ve tek mutlu olduğum kısım ise ölürken kimseye küs değildi Samsa ve onlara karşı önceden yaptığı iyilikleri yüzlerine vurmadan onlara sevgi duyabilmesiydi. Her insan bir yerde ve bir zamanda hem Samsa hem de Samsa nın ailesini yaşatır yaşatır

    1. Merve Apaydin
      // Cevapla

      Katkınız için çok teşekkür ederim.

  14. Zafer
    // Cevapla

    Aslında bizi kendine bağımlı yapan aile iş para suni tutkular kendinden ödün vermek…Ben de biraz düşününce kendimi biraz kahramanımız gibi hissettim.
    Sevgilerle

  15. Tahir DAĞDEVİREN
    // Cevapla

    Bazı eserlere gereğinden çok değer veya anlam veriyoruz ya bu da beni gıcık ediyor.Kesinlikle yapılan yorumlara katılmıyorum.Kendisini böcek gibi görenler olabilir ama ben kendimi eşref’ül mahlukat olarak görüyorum.Bazı ana düşünceler çıkartılabilir bu öyküden ama yazılanlar çok abartılı…Çok da ahım şahım bir öykü değil.

    1. Merve Apaydin
      // Cevapla

      Merhaba,
      Yorum yaptığınız ve düşüncelerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim.

      Her eseri herkes aynı şekilde sevmek ve değer biçmek durumunda değil elbette. Ancak şuna açıklık getirmek istiyorum; içinde yaşadığımız sistemin insanı yerleştirdiği konum “değersizlik” ve Kafka öyküsünde bu değersizliği “böcek” olmak şeklinde kurgulamış. Katılıp katılmamak sizin tercihiniz.

      Teşekkürler
      Merve

  16. Zeyn
    // Cevapla

    Bayadır bu denli samimi içten bir yazı okumamıştım ellerinize sağlık

    1. Merve Apaydin
      // Cevapla

      Yorumunuz için çok teşekkür ederim 🙂

  17. hasan aksoy
    // Cevapla

    bu kitap bahsettiginizz gibi aile ici totolojiyi anlatiyr yorumunuzu cok begendim

  18. ebru
    // Cevapla

    Kitabı okurken aklımdan geçenlerin hepsini bir yazıda bulmak beni mutlu etti
    Yazınız için çok teşekkürler,emeğinize sağlık

    1. Merve Apaydin
      // Cevapla

      Böyle bir yorum almak da beni mutlu etti, teşekkür ederim.

  19. Osman Ünal
    // Cevapla

    Sevgili Merve , yorumların tamamını okudum. Sabırla ve nazikçe verdigin cevaplara da hayran kaldım. Kutluyorum. Alman Dili ve Edebiyati bitirdim. Kafka beni en çok etkileyen yazarlardan birisi oldu. Bütün eserlerini okudum, hatta yarım kalmış romanlarını da. Tabii orjinal dilinden. Yorumlarda eksik gördüğüm , bir eseri incelerken yazarın kim olduğunu , hangi akımın içinden geldiğini ve biografisini bilmenin önemi çok büyük. Kafka Varoluşçuluk akımının bir üyesidir. Dönüşüm, bir kapitalizm ya da değerler eleştrisi değil, kısaca winsanın seçimi ile ilgilidir. İnsan, ne ise o değildir, ne olmuşsa odur.Varoluş özden önce gelir. 1. Savaşı öncesi geçen 100 yıl Avrupa için bunalım demektir. 1789 sonrası milli devlet fikrinin yayılması, savaşlar ve ekonomik krizler edebiyatı da etkilemiş ve Kafka bu dönemin bir temsilcisi olarak eserlerini vermiştir. Selam ve saygı ile

    1. Merve Apaydin
      // Cevapla

      Osman Merhaba,

      Kafka’nın eserlerini orijinal dilinden okuma keyfine sahip olamadım ancak; kendisi hakkında ve edebiyatı hakkında yazılmış akademik yayınları mümkün olduğunca okumaya çalıştım. Kafka ile ilgili yazılmış akademik metinleri incelediğinizde; kapatalizmi direkt hedefe koyan ve taşlayan bir yapıda olmasa da, yabancılaşma ve bürokrasi üzerinden yaptığı eleştirilerin kapitazimden bağımsız ele alınmasının eksik olacağını siz de takdir edersiniz diye düşünüyorum. Öte yandan, yazının başında da belirttiğim gibi, benim amacım bir inceleme yazısı yazmaktan çok “Dönüşüm” üzerinden bir dertleşme yazısı yazmaya çalışmaktı.

      Yorumunuz ve paylaşımınız için teşekkür ederim.
      Selamlar saygılar

  20. zehra
    // Cevapla

    uzun zaman önce okumak istedigim ama ne yazik ki yeni okudugum bir kitap. okudugumda gregor samsanin bu kadar sogukkanli olmasina sasırdim sanki bir gün bir bocege donusecegini biliyormus gibi. dikkatime ceken bir diger nokta ise durust olmak gerekirse ben ailenin bocege yani samsaya alisacagini umuyordum ama ne yazik ki basta ilgilenen kiz kardes bile sonradan vaz geciyor aslinda bu vurdumduymazliklar karsisinda baskalari tarafindan oldurulmeden kendisinin olmesi her ne kadar aci versede daha iyi oldu. sayın merve hanimin yazdigi samimi ve guzel yaziyida okuyunca gercekten anlatilmak istenenin sadece bir insanin donusumu olmadigini anladim

    1. Merve Apaydin
      // Cevapla

      Yorumunuz için çok teşekkür ederim.

      Olmasını arzu ettiklerimizle, yaşadığımız arasındaki fark üzücü elbette ama gerçek.

      Selamlar

  21. Seçil Yöndem
    // Cevapla

    Yazınızı çok beğendim. Teşekkür ederim.


  22. // Cevapla

    Değerli paylaşımınız için teşekkür ederim. Neden daha önce okumadığıma üzüldüm bu eseri. Hatta bu sabah başladığım kitabı henüz tamamlamadan yorum yazma sabırsızlığım benim açımdan enteresan ve ekstrem bir durum. Kitap bittiğinde umarım bu yorumumdan pişmanlık duymam. Bir çok insan istemedikleri kişilere veya yerlere ya da istemedikleri demeyelim istemedikleri şekilde demek belki daha doğru olur, tabi olmak durumundalar. Öyle bir konu ki yıllar öncesinden sonsuza demiri atmış Kafka, bu daima güncel olacağını düşündüğüm mevzu ile. Asıl olan güzel işlerle sağlıklı bir biçimde hayatta kalmaksa bir yolunu bulmalıyız iş işten geçmeden. İşte o yollardan biri belki -yaşamımdaki deneylerimi de destekliyor üstelik- güzel bir çıkış, buluş esintisi yakaladım. Tekrar teşekkürler.

    1. Merve Apaydin
      // Cevapla

      Paylaşımınız için çok teşekkür ederim. Kitabı tamamladıktan sonra da yorumlarınızı okumayı çok isterim.

      Selamlar


      1. // Cevapla

        Merve Hanım merhabalar epeyce uzun olduğu için beni mazur görün fakat düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim, sevgi ve saygılarımla iyi çalışmalar dilerim.

        Kafka’nın Dönüşüm’ü Üzerine
        Franz Kafka’nın yüziki yıl önce yayımlanan Dönüşüm adlı eserinin bana düşündürdükleri:
        – iç ve dış dünyasında kendisine ve/veya başkalarına değerler ya da değersizlikler atfetmeye pek meyilli olan insan eninde sonunda bir böcekten farksızdır.
        – İstek ve tercihleri paralelinde kendine özgü bir hayatı kuramayan insanların olup olacağı böcektir, kendine gereken değeri vermezsen değersizleşirsin.
        – Kozası, ruhu yani, sevgi, sorumluluk ve bağlılık duygularıyla örülmüş bu nedenle de kendini unutan insanlar sonunda bir böcek kadar değersizleşerek yok olmaya mahkûmdur.
        – İnsanlara faydalı olma yetinizi kaybettiğinizde mesela çirkin, tiksinilen, utanılan, korkulan, kapıdan, pencereden fırlatılıp atılmak hatta üstüne basılıp ezilmek istenen bir böcek olduğunuzda misal sizi en başta yakınlarınız olmak üzere kimse görmeye bile tahammül edemez.
        – Bir insan, insan olarak kalabilmenin mücadelesini vermeli ve illaki bunun bir yolunu bulmalı. Zira bir böcek böcektir, başka bir yaşam bilemeyeceği için yaşam şekli ona eziyet olmaz, acı vermez ancak insanlığı tadan biri için böceğe dönüşmek ne büyük bir felakettir.
        – Gregor Samsa aslında böceğe dönüştüğü halde çok fazla şaşırıp panik olup çılgına dönmüyor hatta rahatlamış gibi neredeyse bilmem yanılıyor muyum? Aklı sevdiklerinde, yaşamının son anlarında dahi kız kardeşi için düşlediği ancak gerçekleştiremediği konservatuvarda okutma fikrini onunla paylaşma isteğiyle dopdolu. Bundan yola çıkarak şu dahi aklımdan geçti: insanın başına hayatta her şey gelebilir, hayat normal şartlarda sevgiyle başlar sevgiyle biter, içinde sevgi varsa onu yok etmek ne kimsenin ne de senin elinde değildir, bir böceğe bile dönüşsen fark etmez.
        – Kısaca aptal olma, güçlü, kararlı hatta gerekirse katı ol, itaat etme, kimseye tabi olma, kendinden başka otorite tanıma, kendin için dilediğince yaşa, zavallı olma, böcek olma.
        – Her canlı gibi böceklerin de bir yaşamı ve yaşam hakları, amaçları vardır. Bir böcek için de insana dönüşmek felaket olacaktı belki. Kim bilir rutin yaşamından ne kadar büyük yoksunluklar yaşayacaktı?
        – Son olarak basitçe kendi veya başka birinin yaşamından, ruhuna, kalemine bir yansıma belki. Despot, galiba oğluna hiddetli davranmış veya davranan bir baba, muhtemelen ona değersiz olduğunu hissettiren, daha silik bir karakter olan hasta bir anne ve düşkün olduğu bir kız kardeş. Onlara bakma mecburiyet ve içgüdüsü ile istemediği bir hayatı yaşayan zayıf belki fakat asla sevgisiz olmayan biri bence Samsa. Kapısını kilitlediğine göre korkuları, güvensizliği de var zarar göreceğine dair. Belki de tamamen iyi niyetinden veya korkusundan istemediği bir hayatı yaşıyor. Babanın oğlu ölünce kiracılara sertleşmesi de bana enteresan geldi. Utanacak bir şeyi kalmadığı için mi? Yoksa otorite kurduğu oğlu ölünce otoritesini, sertliğini onlara mı çeviriyor ben tam olarak anlayamadım. Ayrıca ailenin maddi anlamda Samsa’nın sandığı kadar ciddi bir çıkmazı da yok sanki. Kendi hayatından bir kesitse eğer bir yazarın sevmediği başka bir işle uğraşması bile yeterince bir zulüm. Böyle bir kasvet içerisinde çok güçlü, hedefi vuran bir kalem kendisiyle, otoriteyle yani babası ve patronuyla, yaşamla bu şekilde dalgasını geçmiş de olabilir. Hatta bugün hala bizleri bu kadar meşgul edebildiğine göre bizlerle bile. Nitekim çok da karmaşıklaştırmadan basitçe düşünüldüğünde mana yerini bulmuş hatta çok ötesine geçmiş durumda bana göre.
        Bana düşündürdüklerinin hepsi ya da bir kısmı olabileceği gibi belki de hiçbiri değildir. Yazarı çok da iyi tanımadan hatta başka hiçbir eserini okumadan bu kadar çok şey yazdığım için bir yandan ne gerek vardı gibi bir tereddüt içerisindeyim. Ancak beni epeyce şaşırtan, daha ilk sayfadan yakalayan, dikkat kesildiğim sıra dışı bir eser okudum. Yaşamımda ve düşünce dünyamda geldiğim noktada yazma, deneme çabalarımın çoğunda durmadan etrafında dolandığım bir konu ve onun açılımlarıyla karşı karşıyaydım çünkü. Bazen lafı evirip çevirirken duygularımı tam da ifade edemediğim belki hani. Bazen hem demek istiyoruz bir şeyi hem de diyemiyoruz kasıyoruz nedense. Bence Kafka cesurca insanı böceğe dönüştürerek tabiri caizse çivi gibi çakmış, diyeceğini de demiş. Fakat her olayda illa mantık arayan şekilci düşünce yapım nedeniyle gerçek dışı gidişatın en sonunda ayaklarını yere bastıracak bir final bekliyordum. Olup bitenler mesela ağır bir hastalığa yakalanıp yatağa düşen, yüksek ateşle havaleler geçiren bir insanın halüsinasyonları gibi. Veya ağır bir psikolojik kriz altında kendisini bir böcek olarak gören, sanan birinin ruh halleri ki durum tam da bu belki de, olarak yansıtılamaz mıydı mesela dedim. Olmazdı belki de bu kadar etkileyici olmazdı o zaman zira bu kadarını yani benim düşündüğüm kadarını elbette o da biliyordu ve buna rağmen böcekle başlayıp öyle de bitirdi. Belki sadece kendini yaşamak isteyen herkes onun kadar cesur olup eserin finalinde olduğu gibi içindeki böceği yok edebilmeli. Aslında enteresan bir durum daha var bana göre. Zaten böcek yok olmadan çevresi ondan kaçarak yok oldu. Dolayısıyla sembolik olarak önce asalaklar yok oldu sonra böcek. O halde geriye ne kaldı? Bir tek kendisi insanın, olması gereken yani. Neticede bu da bir bakış açısı. İşin doğrusu bir müddet sonra tekrar okuyacağım sanırım şu ‘belki de’leri mi azaltabilmek adına. Önemli olduğunu düşündüğüm bir konuya değindiği için epeyce üstünde durdum, samimi olarak sesli düşündüm, paylaştım. Yergi veya övgü değil tabi ki sadece kendi kendime saf sorgulamalarım, fikirlerim.

        Devamında Söylemek İstediklerim
        Devamında söylemek istediklerim, insan kendi için yaşamalı, saygısız ve sevgisiz bir biçimde, zarar vererek değil elbette, hudutlarını ve haddini bilerek. Sevdiği ve inandığı işten asla vazgeçmemeli ve o işten en azından kendine yetecek kadar, maddi, manevi yetecek kadar, üretebilmeli. İnsanın kendi bir kişi de olabilir, birkaç kişi veya birçok kişi de olabilir, kendinizden, mahiyetinizden ne kast ettiğinize bağlı. Fakat kendinizden -maddi, manevi anlamda hatırı sayılır bir doygunluğa erişmediyseniz henüz- sadece ve bir tek kendinizi kast etmenizi öneririm. Başka hayatları zamansız ve zeminsiz yüklendikçe bir gün kendi yükünüzü taşıyamaz hale gelirsiniz, geliyorsunuz. Üretmek çok önemli bence, herhangi bir şey -sizi mutlu edecek iyi bir şey kastediyorum tabi- üretmek çok önemli.
        Böcek gibi hissetmek ki çoklarımız bir zaman veya zaman zaman bunu hissedebiliriz, değersiz olduğumuzu yani. Evet, böcek gibi hissetmek günün birinde rahatsız edecekse -böcekleri küçümsemiyorum başka bir şey gibi hissetmek te bunun benzeri- bunu hissettirecek bir şey veya bir şeyler yapmamalı insan. İnsan insan olduğunu hissetmek ister en doğalından. İnsan gibi yaşamalı sadece o halde öyle değil mi? İnsan ve toplum bu ruh ve kurguyla doğar, büyür, harmanlanırsa eğitim, kültür, medeniyet üçgeninin anaforunda hürriyetler, teşebbüsler ve üretim artar, insani değerler yükselir, mutlu insanlar çoğaldıkça toplumsal mutluluğa yaklaşılabilir, baskılar, bağımlılıklar azalır diye düşünüyorum. Ve fakat o kadar da kolay değil her yerde her zaman bunu başarmak, pek çokları gibi bir otoriteye, birilerine tabi olmak durumunda kalabilir insan. Ayrıca sıklıkla bakmak zorunda olduğumuz eşimiz, çocuğumuz pek tabi ki olacak, hatta yükleri sırtımızda olan anamız, babamız, bir yakınımız bulunabilir, sırf üç beş kuruş kazanmak, ekmek parası uğruna eyvallah dememiz gereken bir patronumuz, çoğaltılabilecek daha başka örnekler olabilir, türlü saçmalıklara da maruz kalabiliriz. Özetle bize kalmayan bir hayatımız olabilir. İşte bu bize kalmayan hayatın içine bir yerlerine bir üretimimizi katıp, bir şey üretmeyi öğrenmeliyiz. Şartlandırmamak adına bilinçli olarak örnek vermiyorum. Ancak bu üretimimiz hayatımızdaki menfilikleri bertaraf edecek, her fırsatta ona koşmak isteyeceğimiz, bizi maddi, manevi anlamda mutlu ve huzurlu kılarak güç verecek bize ait, bize özgü bir üretim olmalı. Yani üreticilik, evet son kararım yine de üretmek. Böyle bir arzunuz, vizyonunuz ya da ne bileyim imkânınız yoksa o halde mecbur olduğunuz hayatı kanıksamak, kabullenmekten başka çare yok. Fakat şu son cümle benim açımdan tahammül edilebilir gibi değil, ben yine de ne yapıp edip bir şey üretmeli insan diyorum. Ve asla şikâyet etmemeli insan çünkü böyle bir merci yok git havaya, suya anlat derdini daha iyi. Ve son olarak, kendimize oynamalıyız hayatı tribüne değil bence. Doya doya ve hissederek, varlıksa varlık, yokluksa yokluk her neyse tadını çıkararak.

        1. Merve Apaydin
          // Cevapla

          Bekir Mutlu Bey merhaba,

          Bu denli detaylı bir yoruma zaman ayırıp emek verdiğiniz için teşekkür ederim. Bahsettikleriniz üstünde düşünülmesi ve tartışılması gereken noktalar içeriyor. Her ne kadar hepsine katılamasam da üretmek ile ilgili fikirlerinize katıldığımı özellikle belirtmeliyim. Bence kişi bir şekilde üretmeye devam etmeli; yemek yapmaktan, örgü örmeye; roman yazmaktan bir hastalığa çare bulmaya kadar her türlü üretim kişinin varoluşunu anlamlı kılmaya yarar. Varlığını anlamlandıran insan da yaşama dair daha az çelişki yaşar diye düşünüyorum.

          Esenlikler dilerim
          Merve

  23. Elif Oğuzkan
    // Cevapla

    Merhaba kitabı daha yeni okudum ve bitirince mutlaka bir inceleme oku dediler.
    En beğendiğim ve içime sinen yazı bu oldu. Benim gibi düşünüp yansıtmışsınız. Benim fikrimi sorarsanız eğer, kitabın bir satırında bile mizah unsuru yoktu bence büyük bir kederle okudum hepsini. . İnsan isterse tüm hayatını adasın birilerine o adama durumu bittiğinde artık tükenmeye bile haliniz olmadığı zaman Gregor Samsa gibi olmak çoğumuzun talihsiz sonu ne yazık ki.
    Bu eserden bir şey anlamayan, saçma bulan belki de Gregor Samsanın ailesi ve müdürü gibi insanlardı belki de kim bilir…

    1. Merve Apaydin
      // Cevapla

      Merhaba,

      Yorumunuz için teşekkür ederim. Son zamanlarda benim de en çok düşündüğüm şey, hayatlarımızın bencillik yaparak ve/veya bencillik mağduru olarak geçtiği.
      Ve bu durum gerçekten çok hazin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir