“Melek olmadığımı keşfetmek üzerimden hayli yük aldı.”
Rastgele Ben, Engin Geçtan’ın Metis Yayınları tarafından, ilk basımı 2014 Ekim ayında yapılan son kitabı. Aslen psikiyatrist olan Engin Geçtan’ın, 1975 yılından bugüne yazdığı 20’ye yakın kitabı bulunuyor. Metis Yayınları, bu kitapları edebiyat ve edebiyat dışı olarak ayırmış; ancak ben, şimdiye kadar kendisinin sadece, şu anda yorumunu yazdığım kitabını okuduğum için, bu sınıflandırmaya ait kitaplar arasında bir karşılaştırma yapma imkanına henüz sahip olamadım.
Engin Geçtan’la tanışmak için son kitabı Rastgele Ben doğru bir başlangıç olabilir; çünkü bu kitabında kendi hikayesini anlatmış Engin Geçtan. Kendisini bir meraklı kedi olarak tanımlayan Gençtan, ilk gençlik yıllarını, ABD’ye intern olarak gidişini, sonrasında ülkeye dönüşünü, Türkiye’de yaşadıklarını ya da başına gelenleri, engellenmelerini, kendisiyle mücadelesini ve keşiflerini anlatıyor tam da kitabın adına uygun bir şekilde. Bunu yaparken de, hem bireysel hem sosyal anlamda psikolojik çözümlemelere ve tespitlere de yer veriyor. Kitabı okurken ben, Geçtan’ın hangi yıl kiminle çalışıp, nerede, ne yaptığından ziyade, kendini keşfedişiyle ve kitapta yer alan bu psikolojik tespit kısımlarıyla daha çok ilgilendim diyebilirim. Bunun nedenini ise şöyle açıklayabilirim sanırım: Metis’in “edebiyat dışı” kategorisine koyduğu bu kitabı okumaya başladığımda, otomatik ve yanlış bir tepki olarak edebi bir kalite bekledim. Belki ukalaca olacak ama kelimelerde, cümlelerde bir edebi ışıltı, kitabın genelinde bir olay örgüsü, zamansal bir bütünlük ve bu örgü içerisine ustaca yerleştirilmiş, kalbe dokunan, beyinde yer edecek tespit ve düşünceler aradım. Bu beklentimi fark etmem, aslında bir hata içerisinde olduğumu da gösterdi bana; çünkü elimdeki bu kitap edebi bir kaygı taşımayan, belki anı olarak nitelendirilebilecek bir alanda yer alıyor. Aslında Rastgele Ben, Engin Geçtan’ın kitap boyu yaptığı tespitlerle aydınlanmamı sağlaması ve yazarın kendini keşif yolculuğundaki farkındalıklarının bende de bir tür farkındalık yaratmasına ek olarak, sadece varlığıyla bile, bende kitaplara karşı oluşan körlüğü göstermesi açısından, beni aydınlatan bir kitap oldu diyebilirim. Bu açıdan bakıldığında, Rastgele Ben‘in ilham veren bir kitap olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Kitap dört bölümden oluşuyor: Bir Zamanlar Amerika’da, Dipsiz Kuyuda Yolculuk, La Turchia piu bella ve Matriks ya da Apocalypse Now. Bir Zamanlar Amerika’da kısmında Amerika’ya gidişini, oradaki tecrübelerini ve çalıştığı kişileri anlatmış Gençtan. La Turchia piu bella bölümünde ülkemizin şu anda içinde bulunduğu durumun, toplumsal psikiyatri çerçevesinde ele alınması gereken bir olgu olduğunu, ağırlıklı olarak kimlik bunalımı kavramıyla açıklamış. Şu anda egemenliği elinde bulunduran güçler için söylediği şu cümle ise başka söze gerek bırakmıyor: “Onların yaşadığı ve yaşattığı yüzeyselliğin bir benzeriyle karşılaştığım başka bir toplum olmadığı gibi bir izlenimim var.” Matriks ya da Apocalypse Now‘da ise geçmişe, zamanın ve mekanın bol olduğu günlere duyduğu özlemi ve insanın kendini doğadan üstün göreme yanılgısına düşüp, doğaya verdiği zararı, akışın yerini alan hızdan duyduğu rahatsızlığı anlatmış.
Adı üzerinde olan Dipsiz Kuyuda Yolculuk‘ta Amerika’da psikanalizle tanışmasına, kendini keşfine, Türkiye’ye dönüşüne, ülkede yaşadığı gel gitlerine, 12 Eylül döneminde yaşadıklarına, hatta 2013 Haziran ayındaki Gezi olayları ve sonrasında yaşananların yorumlarına kadar birçok şeyden bahsetmiş ve tam bu noktada şöyle bir cümle de kurmuş: “Bu ülkede ne zaman çiçekler açsa, birilerinin onları kurutması yeni bir olgu değil, gördüğünüz gibi.” Dört bölüm arasında en uzunu olan bu kısım, yukarıda bahsettiğim bireysel ve sosyal tespitlerin en çok yapıldığı, benim de en çok altını çizdiğim ve bir anlamda aydınlandığım kısım oldu. Kişinin yaşadığı onca şeyden ve verdiği onca mücadeleden sonra, zamanla yazgısını kabul etmeyi öğrendiğini söylüyor Geçtan bu kısımda; ancak bu bir tür kadere boyun eğiş olarak algılanmasın; çünkü “Zamanla yazgımı kabul etmeyi öğrendim” dedikten hemen sonra “şimdilik” diye ekliyor ve birkaç sayfa sonra da şu cümleyi kuruyor: “Geleceğin farklı olmasından korkarsak hikayemiz de olmaz.” İkili ilişkiler ve insanlar arası iletişim de Gençtan’ın bahsettiği konulardan olmuş bu kısımda. Günümüz insanının, karşısındakini gerçekten dinlemektense, performans ağırlıklı bir iletişim peşinde olduğunu ve bu yüzden artık ilişkilerde narsisistik kaygıların ön planda olduğunu söylüyor. Bu durumu şu şekilde açıklıyor: “Bir şeyler anlatan birine ‘Seni anladım.’ dediğiniz anda akmakta olan sürecin önünü kapatmış oluruz. Çoğu zaman ucu açık süreçlere tahammülümüz yoktur ve süreçlerin yönünün bilinmezliği bizi tedirgin eder. İletişim modundan çok, performans modunu kullanıyor olmamızın nedenlerinden biri de budur.” Geçtan, Dipsiz Kuyuda Yolculuk bölümünde kendini keşfi sırasında, üzerine yapıştırılmış tüm etiketlerden arınmayı ve bunun yarattığı tarifsiz hafifliği de anlatmış. “Yılların kazandırdıkları sayesinde, günümüz anlamındaki düşünce dünyasına ait olmadığımı artık biliyorum. Geçmişte ilgilendiğimi sandığım pek çok konunun ya da insanın aslında beni ilgilendirmemiş olduğunu da. Sistemin beni yerleştirmeye çalıştığı kategorilerin benim için artık hükmü yok. İç dünyamda sadeliğe ulaşmaya çabalarken kendimi sivriliklerde bulmama neden olan engeller kalktı ve bir zamandır cilasızlığın hafifliğini yaşamaktayım. (…) Bence sistemin dünyadaki yerimizi belirlemesine fırsat vermemek için savaşmaya değer. Çünkü kendisi ne yaptığını bilmez halde!“
Engin Geçtan’ın kendisini rastgele anlattığı Rastgele Ben‘de, yukarıda yazdıklarıma benzer onlarca tespit ve okuyan herkesin ilham alacağı, aydınlanacağı ve kendisine yol gösterici olabilecek birçok deneyim, fikir ve duygu var. Hepsini burada yazmak isterdim ama kitabı alıp okumak isteyenlerin heyecanlarını baltalamamak için burada kesiyorum ve Geçtan’ın şu cümlesiyle yazımı sonlandırıyorum: “Hayat, ‘dir’ ve ‘dır’larla sonlanan hükümlerle yaşanamaz; çünkü anlamaya çalışmanın sonu yoktur.“
About Burcu Arslan
Uzun uzun anlatmaya gerek yok sanırım. "Dünya bir düştür."





Permalink