Kitaplığımda iki Murathan Mungan kitabı var; ikisi de aynı eski dost tarafından hediye edilmişti bana. Biri, daha önce sitemizde yazdığım Aşkın Cep Defteri, biri de bugün yazmaya çalışacağım “Timsah Sokak Şiirleri”.
“ben anımsayışın eli olsaydım
tutmazdım kimseyi hatırımda
giderdim giderdim giderdim”
Çaresizlik, anımsayış, bekleyiş ve yorgunluktan sonra vazgeçmek var bu şiirlerde… Ve vazgeçmeden bir adım önce gelen kabulleniş… En zoru da bu değil midir zaten? Önce kabul edemez kalbiniz ve beyniniz, mantıklı açıklamalar ararsınız, mücadele edersiniz, reddedersiniz, ısrar edersiniz, oldurmaya çalışırsınız ve olmayacağını görmek istemezsiniz bir türlü; sevmişsinizdir, emek vermişsinizdir çünkü. Güzel olan şeylerin bitmesi için bir neden olmadığını ve sonsuza kadar güzel olarak devam edeceğini düşlemişsinizdir. Güzel olan bir şey durduk yere neden bitsin, değil mi? Kendinizle girdiğiniz uzun mücadeleden sonra, sonunda gerçek olandan kaçamayacağınızı anlar ve istemeseniz de onunla yüzleşirsiniz. Kabulleniş bu noktada gerçekleşir işte. Kabullenişten sonrası da malum: vazgeçmek ve kaldığınız yerden, sizden geriye ne kaldıysa onunla devam etmek. ‘Kalbiniz tuzaklarda konaklar, devamsız hikayelerde yaşlanır’ ve ‘zaman, aldıklarını bir daha yerine koymaz.” Vazgeçmek zordur gerçekten. Zordur; kanırtır, acıtır, dışarıya ve muhatabınıza yansıtamadığınız isyanlar yaratır içinizde. Ama bu kabulleniş ve vazgeçişten sonrası daha kolaydır aslında; mücadeleyi bırakmışsınızdır, yaralarınız sarmaya geçmişsinizdir artık. Tıpkı Mungan’ın dediği gibi yani:Ayrılıkların insana çok şey öğrettiğini görüyorsunuz bu şiirlerde. “Vahşi bir bitki gibi kendi zehriyle çürümeyi”, “zamanın ne olduğunu”, “yalnızlıkta seslerin birbirine ne çok benzediğini”, “intiharın, hayatınızın hiç değişmeyen ihtimali olduğunu”, “eşyanın zamanla nasıl uysallaştığını”, “zamanla hiçbir şeyin eskisi kadar acı vermediğini” ayrılıklar öğretir size ve en sonunda dersiniz ki: “unutmadım hiçbirini, ama yaşlandım.”
Gençken, kalbiniz toyken, içinizde daha acıya yer varken, daha cesaretli, daha atak olabiliyorsunuz; ancak yaşanmış onca şeyden sonra geriye söyleyebildiğiniz sadece şu kalıyor:
![]() |
| yordu, yordum, yoruldum |
Yaranız olsun ya da olmasın, ayrılık yaşamış olun ya da olmayın, biri sizi hayal kırıklığına uğratmış olsun ya da olmasın, birini deli gibi özleyin ya da özlemeyin, içinizde bir şeyler yarım kalmış ve bu yarım kalmışlıklar nedeniyle yüreğinize bir boğa oturmuş olsun ya da olmasın, “Timsah Sokak Şiirleri” içinize dokunuyor. Sizin yaşadıklarınız, bir önceki cümledeki “ya da”lardan önceki gibiyse zaten fazla söze gerek yok; okuyun ve yalnız olmadığınızı anlayın, derim.
Göksel’in şarkısından bahsetmiştim ya yazının girişinde, “Kardan Adam”, bence bu yazımı fona o şarkıyı alarak okuyun:
About Burcu Arslan
Uzun uzun anlatmaya gerek yok sanırım. "Dünya bir düştür."






