Bildiğiniz üzere mayıs ayı itibarıyla, yazarlarla gerçekleştirdiğimiz kitap buluşmalarına ara vermiştik. Temmuz ayında eskiden yaptığımız gibi kendi aramızda toplanmaya karar verdik ancak farkettik ki yaz döneminde herkesin İstanbul’da ya da müsait olduğu bir dönemi bulmak çok zor. Sonuç olarak, Dostoyevski’nin Beyaz Geceler ve Yeraltından Notlar‘ı için ancak iki kişi bir araya gelebildik. Temamız ise şöyle oldu: Dostoyevski bahane, kahve şahane!

Tabii yine de kitaplar ile ilgili birkaç kelâm etmek lazım. Öncelikle şunu belirtmek istiyoruz, her iki kitap da Dostoyevski’yi okumak/anlamak ve onun yazarlığına dair sağlıklı bir şeyler söylemek için uygun örnekler değil. Bir başka deyişle, ortada Karamazov Kardeşler ve Suç ve Ceza gibi kitaplar dururken, Beyaz Geceler ve Yeraltından Notlar üzerinden Dostoyevski’nin yazarlığını, kalemini, metodunu tartışamayız.
Kitaplarımıza dönersek, her ikisi de birbirinden çok farklı… Beyaz Geceler olay örgüsü ile akıp giden, karakterler hakkında “tam” bir bir fikrinizin ya da duygunuzun oluştuğu ve St. Petersburg’u size hayal ettirebilecek güçte bir eser. Damağınızda güzel bir tat bırakıyor bırakmasına ama bu tat çok da uzun sürmüyor; zira Yeşil Çam aşklarını ve Nastenka ile ilgili birtakım kötü düşüncelerimizi bir tarafa bıraktığımızda, bir ay sonra kitapla ilgili konuşabilecek çok da fazla bir meselemizin kalmadığını farkettik.

Yeraltından Notlar’ı okuduğunuzda ise, Beyaz Geceler‘in tam tersi bir durumla karşılaşıyorsunuz. Kitabı okumak bir o kadar çaba istiyor, ilk bölümde gerçekten de yer altındasınız. Ve belki de her cümlenin ardından arkanıza yaslanıp düşünmeniz gerekiyor. Bu düşünme hali, olay örgüsüne geçildiği kısımda da bitmiyor. Çünkü bu olay örgüsünün içinde hem karakterin söylediklerini hem de karakterin kendisini düşünmeye devam ediyorsunuz: Bu adam çok mu zeki ve kendisini dış dünyadan soyutlamış? Sosyal olana bir savaş açmış? Yoksa hiçbir zaman uyum sağlayamayı beceremeyeceğini çok iyi bildiği bir sisteme çok üstten bakarak, aslında kendi eksikliğini mi kapamaya yelteniyor? Eğer çok zeki ve kendini bir üst varlık olarak görüyorsa neden bir yandan da topluma karışıp insanların kendisini sevmesini istiyor? Bu sorular aslında, kendi sosyal çevremizdeki insanlar ve hatta kendimizle ilgili de düşünmemiz gereken kilit bir noktayı oluşturuyor diye düşünüyoruz.
Sonuç olarak, pek layıkıyla olamasa da, iki kişilik kadromuzla bir Dostoyevski buluşması gerçekleştirdik. Bu sefer ortak bir ne dediler kısmımız var:
Hazal-Burcu:Dostoyevski okumak emek ister, karanlık ve serin havalarda hakkını verin!
About begokuadmin
Sınır tanımayan okurların buluşma noktası





