Hayko Bağdat: “Kimlikler modern hapishanelerimiz”
Yazarlarla biraraya geldikçe onlarla sadece edebiyatı değil hayatı, insanı konuştukça Beğenmeyen Okumasın gibi bir platformu kurduğumuza ve bugünlere taşıdığımıza daha da çok mutlu oluyoruz. Biz kitapları okuyup yorumluyoruz, yazarları dinliyoruz; kitaplar da yazarlar da bizi zenginleştirip dönüştürüyor. Bu yazımızda da, yine dolu dolu geçirdiğimiz Hayko Bağdat buluşmasından öne çıkan notları sizlere aktarmak istiyoruz.

Hayko Bağdat, kendisinin de “Ermeni lazım olunca ben çağrılıyorum” şeklinde ifade ettiği gibi çoğumuzun azınlık kimliğiyle tanıdığı bir kişi. Gerçek ve samimi duruşu nedeniyle bütün kesimler tarafından çok sevilen, TV programlarına çıkan ve köşe yazıları yazan Bağdat; kitap yazmaya dair fikrin -tanınan insanlara karşı oluşan ticari yaklaşımla da- yayınevinin teklifiyle geliştiği söylüyor. Ancak dışardan bir teklifle başlamış olsa da yazarlığı büyülü olarak tanımlamaktan da çekinmiyor.
İstanbul’un oluşmasında ve gelişmesinde büyük pay sahibi olan Ermenilerin artık kent belleğindeki yerlerini kaybetmesinin verdiği duyguyu anormallik olarak tanımlayan ve bu duygudan hoşlanmayan Bağdat, anormalliğe karşı iki tepki olduğunu belirtiyor. Birinci seçenek olarak anormalliği deşifre etmeme seçeneği yerine ikinci seçenek olan iyileştirmeye ve büyük topluma anlatmaya karar veren ve asıl derdin soykırım değil hafızalardan sürülmek olduğunu belirten yazar, bu niyetle de kitaplarını kaleme almış. Kitapların yanında sosyal medyayı da aktif kullanmasının sebebi olarak ise, bu mecranın, önyargıların kırılmasında ve hak ihlallerinin giderilmesinde etkili olmasını gösteriyor.

İlk kitabı Salyangoz için “Ben yazdım oldu” iddiasında olmadığını ve kitabın düzeltilmeye muhtaç tarafları olduğunu itiraf ediyor. Trajikomik halleri ve sakarlıklarını anlattığı ikinci kitabı Gollik’i yazması için ise, ilk kitap ile ciddi bir satış yakalayan yayınevinin kendisini zorladığını belirtiyor. Bir anlamda yayınevinin ‘ittirmesiyle’ iki kitaplı bir yazar haline gelen Bağdat, normalde yan yana göremeyeceğimiz okuyucuları evine kabul ettiği birer misafir olarak nitelendiriyor. “Salyangoz”u, sonra ise “Gollik”i okumamızı tavsiye ediyor ve kitaplarını şöyle yorumluyor; “Salyangozu yazdığım için Gollik’i yazmayı hak ettim. Hem derdimi anlattım rahatladım, hem de düdük sesiyle yaşamadığım için Gollik’i de yazmak istedim. Eğlenceli komik halleri var, olayların vebali üstümde yok.” Bağdat’a göre veballerden en büyüğü hiçbir zaman mağdurun yanında olamayan misafirde aslında. “Asıl size ne oldu?” diye sorması da bundan… Yazarın da belirttiği gibi vicdan fazladan bir özellik değil, herkesin iyi kötüyü söyleyecek donamına sahip olması ve kötüye kötü diyebilmesi lazım.

Farklı alanlardaki etkinliği nedeniyle hiçbir kimliği üstüne yapışmayan Bağdat, yazarlığına devam edeceği müjdesini de verdi bizlere. Bundan sonraki kitabı ile özne olmaktan çıkmaya karar vermiş ve bu kitap için hikaye avcılığı yapmaktaymış. Kafa dergisinde de çıkan kısa örneklerin daha uzun versiyonları olacak bu hikayeler, yazarın gerçeklik takıntısıyla da paralel olarak gerçek hikayede yapılacak birkaç küçük kurgusal değişiklik ile okuyucularla buluşacakmış.
Dinlemek ve okumak anlamanın başlangıcı. Bu anlamda Hayko Bağdat’ın sözleri ve kitapları aydınlatıcı ve yol gösterici. Beğenmeyen Okumasın ekibi olarak biz de; Patrikle olan komik diyaloglarından çocukluk günlerine uzanan tüm gollik halleri için kitaplarını hararetle tavsiye ediyor ve herkese bol vicdanlı, okumalı, gerekçelere bakmadan kötüye kötü diyebildiği günler diliyoruz.

About begokuadmin
Sınır tanımayan okurların buluşma noktası





