
Beğenmeyen Okumasın olarak son yazar buluşmamızda, Afili Filintalar‘dan ve Ot Dergi‘deki yazılarından da tanıdığımız Afşin Kum’la bir araya geldik ve kendisiyle, ilk romanı Sıcak Kafa odaklı keyifli ve – adı üstünde – sıcak bir sohbet gerçekleştirdik.
Sohbet Sıcak Kafa odaklı diyoruz; çünkü bu keyifli buluşmada günümüz siyaseti, evrim, sinema, yapay zeka, şehir planlaması, hatta Foucault hakkında bile konuştuk. E, doğal olarak bizim kafalarımız da biraz ısındı. 🙂
Lafı çok dolandırmadan, kitabın sürprizini de çok kaçırmadan, buluşmaya dair notlarımıza geçelim.
Mühendislik, matematik ve dil bilgisine hâkim biri olarak, Türkiye’de çok fazla girilmemiş bilim kurgu alanında üretmek, Afşin Kum açısından daha rahat olmuş. Bu noktada, aslında kitabın bize çok da bilim kurgu gibi gelmediğini; günümüzde olan ya da yakın gelecekte olabilecek olayları ve tespitleri içerdiğini ilettik. Konuştukça anladık ki, aslında Afşin Kum da, okuyanlarda tam olarak bu belirsizlik hissini bırakmak istemiş. Belirsiz bir zaman diliminde, aşina olduğumuz İstanbul ilçelerinde, bugünkü para birimiyle kıyasladığımızda çok da ipucu vermeyen bir para miktarının kullanıldığı bir dünyada geçiyor tüm olaylar. Nereden kaynakladığı bilinmeyen ve konuşmayla bulaşan bir hastalıkla (ARDS), elindeki tüm imkanları kullanarak mücadele eden devletin sağlık birimleri, tek belirtisi ‘abuklama’ olan bu hastalığa yakalandığından şüphelenilen kişilerin apar topar alındığı karantina bölgeleri, hastalığa yakalanmamak için kendi güvenlikli yaşam alanlarını yaratan ve kendileri gibi insanlarla bir arada yaşamaya özen gösteren ‘sağlıklı’ kesim…

Tüm bu tablo içerisinde Sıcak Kafa için bilim kurgu tanımlaması yapmak çok da kolay olmuyor haliyle. Kitapta bahsi geçen hastalıkla güvenlik odaklı bir mücadele verilmesi, karantina altına alınanlardan haber alınamaması, hatta karantina altındaki herkesin hasta olmadığının bilinmesi, ‘hasta’ ve ‘sağlıklı’ olanlar arasında kesin bir çizginin olmaması, hastalıkla yapılan sert mücadelenin, toplumun refahı için yapıldığı mesajının verilmesi, sorgulamadan sadece televizyon izleyerek gününü geçiren insanlar, bize kitapta günümüz Türkiye’sine dair bir sosyo-politik gönderme olup olmadığı sorusunu sordurdu. Afşin Kum, yazarken gerek kendi özel hayatından gerek de genel politik ortamdan etkilense de, kitabı yazmaya 2014’te başladığını ve öngörüsü bu olmadığı halde dünyanın, kısa sürede kitaptakine benzediğini söyledi. Bu noktada, hastalığın devlet tarafından tanımlanması, bir kısım insanların hasta olarak etiketlenmesi, ötekileştirilmesi ve düzeltilmeye çalışılması Foucault odaklı bir modern devlet tartışmasını da beraberinde getirdi. Hastalık gerçekten hastalık mıdır yoksa uydurulmuş bir kontrol mekanizması mıdır, biz tam bir fikir birliğine varamadık ve yine Afşin Kum’un kafa karışıklığı yaratmak konusunda hedefine ulaştığını da kanıtlamış olduk.
Söylediğimiz gibi, kitapta bahsi geçen hastalığın tek belirtisi ‘abuklama’ olarak kabul ediliyor ve bu abuklamalar kişilere, konuşma yoluyla bulaşıyor. Kitapta abuklamaların olduğu diyaloglar, katılımcıların hepsinin en çok dikkatini çeken kısımlar olmuş. Saçma gibi görünse de şiirsel ve romantik bir anlatımı olan bu abuklamaların alt metni ya da vermek istediği bir mesaj olup olmadığını sorduk. Sohbet boyunca bize oldukça açık olan, hatta bizimle kitaba dair birçok sırrını paylaşan Afşin Kum, bu sorunun cevabında bizi biraz zorladı. Aynı soruyu birden fazla kez sormak zorunda kaldık ve sonunda bu satırların genel hatlarıyla insan uygarlığının ve kültürün önem verdiği şeylerin faniliğine, insanın aslında maddesel bir yoğunluktan daha fazla bir şey olmadığına dair bir alt metin olduğunu söyledi. Bu arada, kitabı yazarken Afşin Kum’un en çok zorlandığı kısmın bu abuklamalar olduğunu da öğrendik.

Kitapta sadece hastalık ve o hastalıkla mücadele yok tabii ki. Yerinde ve güldüren tespitlere ek olarak; umut, umutsuzluk, sevgi, anne-oğul ilişkisi, sevgisizlik gibi kavramlar da var. Umuda ve sevgiye dair, alışık olmadığımız türden mekanik ve mantık temeline oturmuş düşünceleri de sorduk Afşin Kum’a. Kendisinin depresif bir insan olmadığını ancak karanlık düşüncelerin insanları daha çok cezbettiğini ve düşünmeye sevk ettiğini söyledi. Bunu ve birçok şeyi de aslında genetik evrimden çıkarak anlayabileceğimizi konuştuk. Kitapta bahsi geçen, sevgi ve umutla ilgili düşüncelerin aslında Sosyal Darwinizm ile alakalı olduğunu ve tüm bunların kişide karamsar bir rahatlama yarattığını söyledi. Burada da, kitabın aslında evrim üzerine kurulmuş olduğunu anladık.
Şu sıralar ansiklopedi okuduğunu ve yeni kitabı için kafasındaki alternatifleri netleştirmeye çalıştığını söyleyen Afşin Kum, bizimle bu alternatifleri paylaştı. Bu samimi paylaşıma katılımcılarla birlikte kendisi de şaşırdı. Tabii ki bu yazımızda onlardan bahsetmeyeceğiz, ancak yeni romanın 2018 yılının sonbaharında geleceğinin müjdesini verebiliriz. 🙂
Kitabı hakkında hiçbir platformda, Beğenmeyen Okumasın buluşmasında olduğu kadar ayrıntılı konuşulmadığını söyleyen Afşin Kum’a ve tüm katılımcılara, bu keyifli buluşma için teşekkür ediyor ve mayıs ayı yazar buluşması için bizi takipte kalın, diyoruz.
About begokuadmin
Sınır tanımayan okurların buluşma noktası





