“Yaşamımıza hükmeden mutluluk arayışıysa, bu arayışın dinamiklerini (bütün harareti ve paradokslarıyla) açığa çıkaran nadir etkinliklerden biri seyahatlerimizdir.”
Seyahat deyince çoğumuzun aklına merak ettiği, eğlenmeyi ya da dinlenmeyi planladığı bir yere gitmek; bununla ilgili planlar yapmak ve gittiği yerden güzel, daha sonrasında da özlemle hatırlanacak anılarla dönmek gelir. Okulda çalışırız, ofiste mesai yaparız. Aklımızda ise hep gitmek istediğimiz yerler ve oralara dair kafamızda oluşturduğumuz güzellemeler vardır. Ben de seyahati çok seven bir insan olarak mümkün olan her fırsatta uzak ya da yakın bir yerlere gitmeye, yeni destinasyonlar keşfetmeye çalışırım. Bu yüzden de çoğu insanda olduğu gibi havaların güzelleşmesiyle, içimdeki seyahat coşkusunun da artmasıyla farklı seyahat planları yaptığım bir zamanda farkına vardığım bir kitap hakkında yorum yapmanın bu döneme uygun olduğunu düşündüm.
Seyahat Sanatı isimli kitap modern zaman filozofu diyebileceğimiz yazar Alain de Botton’a ait, seyahatin derin anlamları üzerine yazılmış bir deneme aslında. Romantik Hareket, Aşk Üzerine ve Statü Endişesi gibi insana ve duygularına dair eserleri ile tanınan yazar, bu kitapta da seyahate çok farklı bir açıdan yaklaşarak “hiç böyle düşünmemiştim” dedirten bir analiz ortaya koymuş.

Genel olarak roman tarzını tercih bir eden bir insan olarak kitaba karşı önyargılarım mevcuttu ama çıktığım bir seyahatte bu kitaba başlayarak ben de kendi çapımda bir totem yaptım ve başarılı da oldum sanırım. Alışılmadık kurgu, dikkatimi devamlı ayakta tuttu ve seyahatte olmama rağmen beklemediğim bir hızda tamamladım kitabı. Yazar, seyahati birazdan detayını vereceğim beş ana olgu altında incelemiş. Bu olguların altında da farklı konseptler var. Daha da ilginci bu konseptleri analiz ederken her birinde farklı destinasyonlar, bu destinasyonlara yaptığı seyahatlerdeki düşüncelerini ve aynı destinasyonlara seyahat etmiş olan kendisinden farklı kişilerle ilgili yorumlarını kullanması olmuş.
Kitapta geçen beş ana olgudan ilki kalkış, yani seyahatin başlangıcı. Bunu da beklenti ve seyahat mekanları olarak iki farklı konsepte bölmüş yazar. Bu kısımda “Bakma işlevini yerine getiren gözlerimin bir bedene ve bir akla bağlı olduğunu, ben nereye gidersem gideyim onların da benimle beraber seyahat edeceğini göz ardı etmiştim” cümlesiyle kendimizden kaçış olmadığını ve başka yerde olmanın daha iyi hissettireceği yanılsamasını vurgulamış yazar. Seyahatten büyük şeyler bekleyen bizim gibi faniler için oldukça sarsıcı değil mi? En azından ben “o zaman neden seyahat ediyoruz ki?” diye sorgularken yazardan cevap geldi. “Mutluluğun anahtarı maddesel ya da estetik hazda değil, illa ki psikolojik tatminde gizlidir.”
Sonraki kısımda ise seyahat etme nedenlerini incelemiş filozofumuz. Yeni ve farklının yani egzotik olanın büyüsü ve merak olarak değerlendirmiş nedenlerin alt başlıklarını da. Buradaki en büyük eleştirilerinden biri, zamanla değerli ve gezilmesi gereken yerlerin bir liste haline gelmesi ve sabit doğrulara dönüşmüş olmasıydı. Seyahatim sırasında bunun üstüne de oldukça fazla düşündüm. Rehber kitaplar ya da son zamanların trendi bloglar nedeniyle belki de gerçekten farklı olanı kaçırıyormuşuz gibi geldi bana da. Ancak sınırlı bir zaman için gidilmiş bir yerde bazı referansları dikkate almak hiç de fena olmaz diye de kendi düşüncemi çürüttüm. Belki de en güzeli, önerilerinden kendimize uygun olan yerleri seçmek ve farklı şeyler keşfetmek için boş zaman bırakmak olur. Verimsiz gibi gelecek belki bu zaman ama gerçekten hoşumuza giden farklı bir yeri keşfetmeyeceğimizi kim iddia edebilir ki?

Seyahat ettiğimiz yerin doğası bir diğer önemli olgu olarak nedenleri takip ediyor kitapta. Kır ve şehir farkını eleştirirken, bizden başka yaşam biçimlerinin de var olduğunu hatırlatan, bizi dinginleştiren kır hayatı için bir güzelleme yapmış yazar. Ve tabi ki tanrısallık ile bağdaştırılan yücelik. Kendimizden büyük ve anlamadığımız şeyleri olduğu gibi kabul etme hissiyatını yaşatan Sina Çölü gibi yüce mekanlar.
Peki seyahat ettiğimiz noktaya dair hissettiklerimiz ve sanat? Provence’i Van Gogh gözüyle gezmek oraya dair duygularımızı değiştirmemiz mi? Yazarın da “İnsanın zaferi gitmekte değil varolmaktadır.” cümlesinde dediği gibi buradaki güzelliğe ve sanatsallığa sahip olmak için fotoğraf çekmek, eserlere isim kazımak da bir varolma savaşı değil midir?
Tabi ki her seyahatin bir dönüşü var son olguda da incelendiği gibi. Yazara göre seyahatin kendimizden kaçışa yardımcı olamayacağı için geleceğimiz yer atalarımızın da tabiri ile kürkçü dükkanı. Pascal’ın da dediği gibi “İnsanın mutsuzluğunun tek nedeni, odasında sessizce oturmayı becerememesidir.”
Böyle bir kitabın yorumunu yazmak ve anlatılanları toparlamak oldukça güç oldu benim için. Benim burada aktaramadığım çoğu örnek ve bağlantı, seyahate dair farklı bir bakış açısı da yaratıyor gerçekten. Siz de seyahati hayatınızda önemli bir yere koyanlardansanız bir sonraki seyahatinizden önce bu kitabı okuyun derim. Seyahat anlayışınız tamamen değişebilir.
About Gozde Benzet
Twitter •





Permalink