2 yorum

  1. TUNA KAHRAMAN
    // Cevapla

    Hiç olmadım doğduğum zaman, bilmediğim o kollar hiç sarmadı. Adım hiç olmadı, var mıydı oyuncaklarım. Tek oynadığım oyun bir dere, bir çalı, birde çalının arkası. Var olmadığım hayatta aklımda tek gün kaldı, o çalının arkası. Ben hiç erkek olmadım, olduğumu anlamadım. Bir kadın vardı, ama hiç yoktu. Bir kere sarsaydı ruhumu yaşar mıydım? Dudaklarımda bıraktığı tat bu kadar acı olur muydu?

    Hiçliğin ortasında doğmuş, büyütülmüş, ama büyümemiş bir ruh. Kimse onu tanımazken herkes onu nasıl tanıdığını söyler. Herkes o kadar yok ki. Kendilerini basit bir kalıba ve sefil bir düzene koymuş, görünüşte ona benzeyen ama o olmayan aciz ruha sahip bu insanlara kendini anlatmak zorunda değildi. Geceler arkadaşı, geceler sırdaşı, tek sorumlu olduğu kişi “KENDİ GÖLGESİ”. Açıklamak istedikleri sadece ona, sevmedi hiç gündüzleri. Zaten hiç gündüzü olmadı, sahte günleri unutmak içinde sadece ölü bedenini uyuşturdu. Adı gece, adı gölge. Tek korkusu kendini tanımadan ölmekti.

    Yer, mekan, zaman yok. Zaten onun için anlamı da yok. Her şey en dibe vurmuş haliyle mi gelmişti hiç olmayan hayatına. Hiç olmayan, anne, baba, sahip olamadığı çocukluk, bedenini bir zehirli sarmaşık gibi saran ve günden güne ruhunu yavaş yavaş öldüren o kadın .
    Ama neden?
    Neden hala bu kadar direndi hayata?
    Çektiği acının farkında olmayan, bu aciz ve sefil insanlara neden bu kadar katlandı?
    Zaten bir ölüydü, hiç var olmamıştı.

    Neden? Neden? Neden?

    Bir acı, bir yokoluş nasıl bu kadar güzel anlatılabilirdi. Kısır bir döngünün içerisinde oradan oraya savrulan bir ruh. Nerede, ne zaman olduğu belli olmayan, sürekli gelgitlerin yaşandığı muazzam bir bitiş.

    Sorgulamalarımın hala devam ettiği bir roman, kısa ama çarpıcı. Daha çok yazmak isterdim ama yok olmaktan koktum.

    Okunması gerekli kitapların içerisinde EN OLMAYANI, HİÇ OLMAYANI

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir