Pablo Neruda’dan Kuruntular Kitabı

0

Merve Apaydın‘ın sığındığı kitapları yazması üzerine ben de en çok sığındığım ve her ülkeye yanımda taşıdığım bu kitapla ilgili üç beş kelam etmek istedim. İlk defa bir şiir kitabı üzerine yorum yazıyorum. Şiir benim uzmanlık alanım değil, olabildiğince el yordamıyla hareket ediyorum şiir kitabı alırken ve okurken. Neruda’nın Nâzım’ın yakın arkadaşı olduğunu biliyordum bu kitabı okumadan önce. Ne ondan fazlası ne eksiği. Fakat bu şiir kitabını okuduktan sonra onun ruhuna ve sanatına dair fazlasıyla bilgi sahibi olmuş oldum. En güzeli bir dost edindim, her zaman sırtımı yaslayabileceğim. Neden mi?

Screen Shot 2015-10-31 at 21.41.06

Deniz Kızı İle Sarhoşların Masalı şiiri sayesinde… Bir de Neler Olmuyor ki Bir Günde, bir de Karşıkent şiiri sayesine… Onu daha iyi tanıdım, daha çok sevdim. Aslında hemen hemen tüm şiirlerini çok sevdiğim bir o var belki. Sadece Cemal Süreya, Orhan Veli, Nâzım Hikmet, Necip Fazıl Kısakürek, Attila İlhan, Edip Cansever, Turgut Uyar ve de Ahmet Arif’ti bildiklerim. Biraz bilirdim Gabriel Garcia Lorca’yı… O da çok ama çok az. Bu listeye ekleye ekleye Neruda’yı ekleyebildim. Fakat şiir ciddi bir iş, daha çok vakit ayırmak gerekiyor, zevki daha da inceltmek için.

Karşıkent şiirinden bir dize:

Ne yapabilirim, zavallı yurdum?

Gelip gidiyor başkanlar

Dumanla doluyor yürek:

Taş kesilirken hükümetler

Hiç kıpırdamıyor şehir

Fısıldaşıyorlar konuşmadan,

Kesişiyor utancın şimşekleri.

Neruda hem bir şair hem bir diplomat. Kendisi 12 Temmuz 1904’te Şili’nin Parral şehrinde doğdu. 1950’de Dünya Barış Ödülü’nü, 1971’de Nobel Ödülü’nü kazandı. Neruda’nın adının gerçekten Pablo Neruda olmadığını, bu ismi Çek bir şairden etkilenerek aldığını biliyoruz. Neruda Şili’nin sosyalist cumhurbaşkanı Allende’ye zamanında danışmanlık yapmış. Eğer hayatının bir bölümünü anlatan bir film izlemek isterseniz size Michael Radford’un yönettiği Il Postino (1994) filmini tavsiye ederim. Fakat tabii ki hayatının tamamını ve siyasi kavgasını değil daha çok romantik yönlerini ve insanlık hallerini anlatan bir film bu.

Ayrıca kendisiyle yapılan bir röportaj da yer almakta kitabın ilk sayfalarında. Kitaptan aynen alıntı yapacağım.

-Borges’le aranızda bir çatışma olduğu söyleniyor.

-Borges’le aramda olduğu söylenen çatışma temel bir çatışma değil, belki yaklaşımlarımızda düşünsel ve kültürel bir farklılık olduğu söylenebilir. Hiç kuşkusuz, hoşgörüyle tartışabiliriz. Benim düşmanlarım başka, yazarlar değil. Benim düşmanlarım emperyalizm, kapitalistler ve Vietnam’a napalm bombası atanlar, Borges değil.

Mütevazıdır dili ve hüzünlüdür ama asla melodramatik değil:

Sorma 

Öyle yorgun ki yüreğim

Bunca şey bilmekten,

Sanki irili ufaklı taşlardan

Bir çuvalı sürüklüyorum,

Sanki dinmeyen bir yağmur

Yağıp duruyor belleğime.

 

Bir şey sorma bana

Bir şey bilmiyorum.

Doğaya ve insanlara dair her şeyi söyler tek bir şiiri, onun şiiri korkuları söküp atar. O daim korkuyu, ölüm ve yalnızlık korkusunu:

Neler olmuyor ki bir Gecede 

Kâm al taştan, ekmekten

Ateşten, yağmurdan

Değişenden, doğup büyüyenden

Kendini tüketip yeniden öpüş olandan.

Kâm al, neyimiz varsa,

Havadan, topraktan.

Kuruyup gittiğinde hayatlarımız

Yalnız kökler kalır bize

Soğuktur rüzgâr nefret gibi.

Değiştirelim öyleyse derimizi

Çivilerimizi, kanımızı, bakışımızı

Öpsen beni çıkarım dışarı

Işık satmak için yollarda.

Kâm al geceden, gündüzden

Dört mevsiminden ruhun.

Screen Shot 2015-10-31 at 21.39.51

Bir yandan da nedense en çok Çam Ağaçları Sonatı‘nı okumuşumdur. Bence şiirleri insana bir bilgelik kazandırır, tüm dünyayı birkaç dizedesiyle anlatır. Tabii işimiz o kadar kolay değil. Bu yüzdendir şiirlerine sık sık tekrar tekrar dönüşüm:

Herkes bir şey satmak derdinde 

Kimse sormadı kimsin diye

Bir gün tanıyıncaya dek kendimi 

Bir gülümseyişe değinceye ben 

Yarı-gökte, çardak altında 

Uzlaşalım yorgunluğumuzla

Köklerle konuşalım 

Büyüsü çözülmüş dalgalarla

Unutalım telaşı 

İşbilirin dişlerini 

Unutalım karanlığı 

Unutalım hınzırların 

Türlü karanlık işini 

Yeryüzü olsun işimiz

Ruhumuz değsin toprağa. 

İşte bu şiirdir beni benden alan. ‘Unutalım işbilirin dişlerini’… ama o kadar çok unutacak diş var ki…

Screen Shot 2015-10-31 at 21.45.38

Kuruntular Kitabı Can Yayınları tarafından basıldı ve çeviri de Erdal Alova’ya ait. Şiir çevirmek zordur ve belki kimi zaman da imkânsızdır ama Erdal Alova gerçekten güzel bir çeviri yapmış olmalı ki benim gibi şiirden anlamayanlar bile kelime haznelerini zenginleştirebildi. Elimdeki basım 2007, dilerim hâlâ bu kitabı bulabilirsiniz… Çünkü bu kütüphanenizin olmazsa olmazı. Benimse uzun yıllar başucu kitabım ve bilge dostum oldu. “Neruda’sız uyumam ağbi,” dediğim günlerin sayısı da az değildir. Size vicdanınızdan kopan bir oy verme günü dilerim. Dilerim ölen bunca genci şu sözlerle anar ve yüreğimizle oy veririz:

Şimdi birini arıyorum bunları anlatacak 

ve kimse yok anlayacak bu bahtsızlığı 

bu beslenen acıyı:

gitti bir dev 

artık hiç gülümsemeyen. (s. 53)

 

 

 

 

sahizer samuk About sahizer samuk
Her ne kadar yıllardır siyaset bilimi ve göç gibi konularda uzmanlaşmaya uğraşmış olsam da her zaman edebiyat ile içli dışlı olmayı tercih ettim. Edebiyat bir kaçış noktası ve sığınıştır benim için. Edebiyat ile uğraştığım konuların birbirinden bağımsız olmadığını anlamam da benim için en büyük teselli oldu ve ders kitabı yerine roman yahut şiir okurken kendimi hiç de suçlu hissetmedim. Şimdiye kadar beni en çok şaşırtan romanlardan biri Suç ve Ceza'dır ve tahminimce bu hep böyle kalacaktır. Rus edebiyatına her ne kadar dünya edebiyatı adı altında olsa da ayrıca hayranlık duymaktayım. Lafı uzattım. Kusura kalmayın.

Okudukça paylaşmak için!
Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someone

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir